POLGE Ekibinin "Eğitimde Önyargılar Ve Ayrımcılık" konusundaki düşünceleri

Eğitimde Önyargılar Ve Ayrımcılık
Türkiye’de kız çocuklarına yönelik söylenen; çok çekingen, dile ve sosyale yatkın, sanata çok yetenekli, şantiyede ne işin var? kadın şoför olur mu? Öğretmenlik tam kadın mesleği gibi söylemler eğitimde karşılaşılan önyargılı ve etiketlemeye yönelik ayrımcılık örneklerdir. Erkek çocuklarına yönelik; matematik/fen zekası var, girişimci, lider ruhu var, erkekten hemşire olmaz, bale yapar mı erkek… gibi söylemler de önyargılı ve etiketlemeye yönelik ayrımcılıktır. Bu ayrımcılık örneklerine Norveç gibi Kuzey Avrupa ülkelerinde rastlanılmamaktadır.
Bu önyargılı ve etiketlemeye yönelik söylem ve davranışların yerine; çocuklara farklı giysiler, renkler, oyuncaklar seçmek ve giysilerini oyuncaklarını seçmelerine fırsat vermek, çocuklarla birlikte zaman geçirmek ve oyun oynamak, gelişimlerine ve ilgilerine uygun sosyal faaliyetlere katılmalarını sağlamak, şiddet içerikli oyun ve oyuncaklarla oynamaması için önlem almak daha uygun olacaktır.
Ayrıca çocukların eğitim ve gelişim fırsatlarından eşit yararlanmalarını sağlamak, duygularını ifade etmelerine izin vermek ve dinlemek ve cinsiyetine göre değil, yaşlarına uygun sorumluluklar vermek , her iki cinsiyetten arkadaşları olmasını desteklemek, yetişkin olarak iletişim ve ev içi iş bölümünde örnek olmak, ergenlerin karşı cinsle, cinsellikle ilgili merakları olacağını unutmamak, sosyal faaliyetlere katılımları için eşit fırsatlar sunmak ve arkadaşlarıyla zaman geçirmesine fırsat vermek, meslek seçiminde ilgi ve yeteneklerine uygun seçimleri için motive etmek ve cinsiyet ayrımcılığı yapmamalarını teşvik etmek ayrı bir önem arz etmektedir.
 Okulda arkadaşlarıyla futbol oynamak istemeyen, kız arkadaşlarıyla zaman geçiren erkek öğrencilere “sen kız mısın?” yakıştırması veya futbol oynamak isteyen kız öğrencilere “erkek gibisin” gibi yakıştırmalar çokça karşılaşılan ayrımcılık durumudur.

Ayrımcılık sanal ortamda da mevcut olup, tanınmış dil çeviri programların da bile cinsiyet ayrımcılığı yapılmaktadır.  İnternet üzerinden yapılacak çeviride “O bir polis” cümlesi  “He is a police” olarak çevirirken, o aşçı cümlesi “She is a cook” olarak çevrilmektedir. Herkesin yapabileceği meslekleri maskülen ve feminen olarak sınıflandırarak cinsiyetçi bir dil kullanmaktadır.

LGBT+ bireylerin yaşadıkları ilk sıkıntı kendileriyle ilgilidir. Kendini kabullenmemek, zamanla değişirim düşüncesine hâkim olmak yaşam kalitesindeki olumsuz süreci uzatmaktadır. Kendini kabullenme sürecinden sonra aile bireyleri ve yakın arkadaşları tarafından dışlanma korkusu kendini gizleme heteroseksüel görünümüne bürünme ve arkadaş çevresinde hayali heteroseksüel hikâyeler anlatması yaşam kalitesini daha da zor duruma sokmaktadır. Toplumsal baskıdan kaynaklanan bu durum LGBT+ bireylerin büyük yoğunluğunu gizli bir yaşama itmektedir. Bazı aileler çocuklarının cinsel yönelimini bilmelerine rağmen böyle bir şey yokmuş gibi davranmaları ve aile içinde kimsenin konuşmadığı bir durum oluşmaktadır. Bazı aileler çözüm olarak çocuklarının kendilerinden uzakta başka bir ülkede yaşamasını tercih etmektedir.

Ailesine ve yakın arkadaşlarına açılmak isteyen bazı LGBT+ bireylere; “karşı cinsle bir kere çıksan aslında hemen değişirsin”, “ bu hastalıktır; tedavi görmelisin”  gibi bilinçsizce yapılan yorumlar ve söylemler sebebiyle psikolojik bir travma döneminin başlaması mümkündür.

Özellikle Türkiye’de toplumsal baskıdan dolayı cinsel yönelimlerini gizleyen bir çok LGBT+ bireyler karşı cinsle evlilik yapmakta ve bir çoğu ilaç kullanarak eşleri ile beraber olabilmektedir. Bu evlilikler  formalite evliliğe dönüşmekte ve mutsuz bir aile tablosu oluşmakta ya da bu evlilikler yıkılmaktadır. Bunların sonucunda toplumsal sorunlar oluşmakta ve bu toplumsal sorunlar sadece yıkılan evlilikler ya da mutsuz bir aileler olarak görülmektedir. Oysaki arka planda yatan gerçek sebepler bilinmemektedir. 




Bilgi Kirliliği
Toplumun büyük çoğunluğu LGBT+ ile ilgili kavramları bilmemekte ve “cinsel tercih” söylemini kullanmaktadır.  Cinsel yönelimi, cinsel tercih olarak adlandıranlar LGBT+ bireylerin cinsel yaşamını fantezi olarak görmekte ve bunu hastalık olarak algılamaktadır. Bilgi kirliliğinden kaynaklanan bu ötekileştirme ve ayrımcı tavrın değişmesinde eğitimin rolünün büyük olduğu kadar görsel ve yazılı basının da etkin olması ve bu bilgi kirliğinin önüne geçilmesi gerekmektedir.
Yaşadığı topluma ya da insanlığa büyük katkıları olan birçok LGBT+ sanatçı, bilim insanı, bürokrat, eğitimci vb. mesleğe sahip insanlar mevcuttur. Bu insanların özel hayatı ve yatak odasındaki mahremiyetin değil; toplumun ya da insanlığın gelişmesine yaptıkları katkının değerli olduğu görüşü benimsenmelidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Norveç'in Mülteci Politikası

POLGE projemizi